Gurudwara Ashram etkinlikler gurudwara tv kurumsal resimler iletisim english

 

ANA SAYFA

 

FELSEFE

 

YASALAR

DENGE

SEÇİM

SÜREÇ

ŞİMDİ

ŞEFKAT

GÜVEN

BEKLENTİ

ONUR

EYLEM

DEĞİŞİM

TESLİMİYET

BÜTÜNLÜK

YOGA

 

MEDİTASYON

 

ZEN

 

TAI CHI

 

ASTROLOJI

 

FENG SHUI

Kütüphane

 

E Grup

 

FAYDALI LINKLER

 

 
 

E Y L E M   Y A S A S I

 

YAŞAMI UYGULAMAK

Ne kadar hissedersek ya da bilirsek bilelim, potansiyelimiz ve yeteneklerimiz ne olursa olsun, yalnızca uygulamayla onları gerçekleştirebiliriz.

Çoğumuz kendimizi adama, cesaret ve sevgi kavramların ne olduğunu anlıyoruz. Ama ancak bunları uyguladığımızda ne olduklarını bilebiliriz.

Yapmak, anlayışı getirir. Uygulamak bilgiyi bilgeliğe dönüştürür.

 

 

Bu dünyada yaşamak için rüyalar ve iyi niyet yetmiyor, eyleme geçmek gerekiyor. Tam da Tagore ‘nin ‘Okyanusu suya bakarak aşamazsın. ‘sözünde olduğu gibi.

Eski bir hikayedir.Bir  zamanlar, Hindistan’da yaşayan 'yüksek Bir sınıf’a' mensup bir ailenin üyesi bir genç, zamanının çoğunu okuyarak geçiriyormuş. Bir gün,  nehirde yaptığı bir yolculuk sırasında, büyük bir sandalla nehirde giderken, bir yandan da övünerek kaptana ne kadar çok şey bildiğini anlatıyormuş. İlgiyle dinleyen kaptan birden sürekli övünen gencin sözünü keserek  yüzme bilip bilmediğini sormuş. 'Hayır demiş genç, 'Bilmiyorum', Bunun üzerine 'Korkarım ki tüm bildiklerini boşuna öğrenmişsin çünkü sandal batıyor’ demiş.  

Devamını  merak ediyorsun değil mi? O  çok bilgisiyle övünen genç boğulmuş. Bence bu hikayeyi unutmasan iyi olur. Bu dünya enerji ve eylem dünyası. Ne bilirsen bil, kim olursan ol, ne kadar kitap okursan oku, ne gibi yeteneklere sahip olursan ol, tüm bunları ancak uygulayarak yaşama geçirebilirsin. Felsefeler ne kadar yüce olursa olsun, sözler ne kadar etkileyici ve büyük olursa olsun beş para etmezler. İdealler, cesaret ve sevgi hakkında konuşmak kolaydır. Ama yapmak anlamaktır. Bilinç ve bilgelik için uygulamak gereklidir.

 

Pek çok insan yüksek bir tepenin zirvesine tırmanıp aşağılarda yayılan ovayı, denizi yada  ormanı seyretmeyi ister…

Sorulduğunda çoğu insan bu manzarayı seyretmekten hoşlanır. Ama bunu sadece çok az  insan yapabilir. O güzel manzarayı zirveden seyredebilenler; daha zeki, daha güçlü ya da daha çok hak ettikleri için değil, tırmandıkları için seyredebilmişlerdir. Tırmanmayı göze alan, zirvenin de hazzını yaşar.

 

Eyleme geçmek bu dünyada hiç de kolay olmuyor; şüphe ve tembellik her yerde. Zihnimiz ve bedenimiz bile tembel. Düşünce ve fikirleri uygulamak enerji, özveri, cesaret ve yürek gerektiriyor. Çünkü harekete geçmek risk almaktır. Yaşamımızı ertelemek için sayısız mazeretimiz var. İyi niyet koltuğunda oturuyor ve başkalarının bir şeyler yapmalarını bekliyoruz. Eylem Yasası aynı mesajı tekrar ve tekrar ediyor: Yapabileceğinin en iyisini yapmak, hiç yapmamaktan ve mazeret üretmekten iyidir.

 

SABAHLARI YATAKTAN KALKIP EKMEĞİNİ BULMAK İÇİN AKAN KALABALIĞA KARIŞMAK BİLE CESARET İSTİYOR. HERKES EYLEM YASASINI BİR ŞEKİLDE UYGULUYOR, DEĞİL Mİ?

 

Her canlı varlık hareket ediyor ama çoğu insan sadece tepki gösteriyor. Tepkilerini de acı ve korku hissettiklerinde, ilişkileri savaş alanına döndüğünde, bedenleri stresten hasta olduğunda gösteriyor.

Eylem Yasası bize cesaret, net bir amaç, kararlılık doğrultusunda tembelliğimizi ve sabırsızlığımızı aşmayı öğretiyor.

 

KİŞİ TEMBELLİĞİNİN ÜSTESİNDEN NASIL GELEBİLİR BİLİYOR MUSUN?

 

Üç temel gerçeği kabul ederek.

1-insan olduğumuzu ve bu dünyada fiziksel olarak var olduğumuzu,

2-Kimsenin bizim için yaşamayacağını ancak, kendi çabalarımızla güçleneceğimizi,

3-Eyleme geçmenin bazı zorluklan da getireceğini ve bunlara rağmen eyleme geçmekte kararlı olduğumuzu

   göstererek!.

 

İşte o zaman kendimizin güvenli, emniyetli, coşkulu ve motivasyonlu olduğumuz anı bekleme lüksünden vazgeçeriz. Korku ve şüphelerin önümüze duvar örmesine izin vermeyiz. Birilerinin bize yaptıklarımızın doğru olduğuna dair onay vermesini beklemeyiz.

 

Korkularımıza, şüphelerimize ve kararsızlıklarımıza rağmen en yüksek ideallerimiz doğrultusunda hareket etmemizin zamanı geldi. Bu aciliyetten dolayı, şimdi ve burada yine karşına çıkıp anlatmak gereğini duyuyorum. Korkuların üzerine cesaretle gitmemiz gerekiyor. Her gün cesur olmalıyız. Çünkü her gün korkularla yüzleşiyoruz. Bu korkular hiç de banka soyguncusuyla güreşmek ya da bombalanan bir binadan bir insanı kurtarmak gibi büyük değil. Ama, duygularımızı ifade etmek, alışkanlıklarımızdan kurtulmak ya da farklı olabilmeyi göze alabilmek türünden korkularla her gün karşı karşıyayız.

 

Çoğu kez gazete haberlerinde okur TV ler de izleriz. Trafik kazalarında yaralanan insanlar ite, çeke araçlardan çıkarılır, karga tulumba taksilere atılıp hastanelere yollanır. Ama kaza ve hastane raporları bu yaralıların çoğunun iç kanama geçirdiğini, kımıldatılmamaları gerektiğini yada sinir zedelenmeleri dolayısıyla farklı şekillerde örneğin yüzü koyun yatırılıp yada boyunluk takılarak sevk edilmeleri gerektiğini söylüyor. İstatistikler bu hastalarda ölüm vakalarına yada kalıcı sakatlıklara daha çok rastlandığını gösteriyor.

Yardım etme çabamız takdir edilebilir bir çaba ama genellikle düşüncesiz ve bilinçsiz.

 

ŞAŞIRDIN  HATTA SAÇMALADIĞIMI DÜŞÜNÜYORSUN  DEĞİL Mİ?

 

O insanların yardıma çokça ihtiyacı var gibi görünebilir. Yine de her yasanın zıddının çekirdeğini taşıdığının farkında ol. Bazen şefkat eylemi gerektirir. Ama bu yasa aynı zamanda hareketsizliğin ve dingin olmanın derinliğini de öğretir. Yani eylemsizliğin eylemini.

Tıpkı meditasyon gibi. Hareketin de durmanın da zamanı vardır. Bazen en büyük sabrı, cesareti ve olgunluğu hiçbir şey yapmadan gösterebilirsin. Bir şeyler yapma arzularına ve dürtülerine rağmen.

 

KİŞİ NE ZAMAN HAREKETE GEÇMESİ GEREKTİĞİNİ YADA HİÇBİR ŞEY YAPMAMASI GEREKTİĞİNİ NASIL BİLEBİLİR DİYE BİR SORU ŞİMDİ CEVAP BEKLİYOR GALİBA?  

 

Tembelliğe eğilimli ve korkularına boyun eğen insanlar cesaret ve kararlılığa doğru odaklanmalı, tepkisel konuşan ve davranan insanlar ise durup, derin nefes almalı, duygu ve dürtülerinin kendilerini kontrol altına almasına fırsat vermemeli.

Her durumda, yüreğinin bilge sesini dinle: ne zaman harekete geçmen, ne zaman sakin kalman gerektiğini duyacaksın.

Ocaktaki, sobadaki ateşi hatırla. Ateşin maddeyi enerjiye dönüştürdüğünü fark edersin… Bu da bize her şeyin geçici ve değişime uğradığını hatırlatıyor.

Sonunda, her birimiz, yaşamın alevsiz ateşi içinde yok oluyoruz. Cesur ol, hala zamanın varken;  hala bedenin varken.


 

 

 

  
                                         


 
 

Bu sitedeki istediğiniz yazıyı elbette alabilirsiniz: Bilgelik sahiplikle birlikte var olamaz.
Alın, okuyun, okutun, paylaşın. Sadece alıntılarınızda www.zamanyolcusu.com'un referansını yazmanız etik olarak doğru olandır.
© Copyright 2003